seyfofen.forumn.org

BiLgİ ALıŞ VeRiŞ MeKaNı
 
AnasayfaKapıSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 6:41 pm

Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir, Necİp Fazil KisakÜrek Biyografisi

26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
konakta doğdu.

Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı "Kısakürekler" soyuna mensuptur.

Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920); annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977) ALLAH rahmet eylesin.

Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinâf Reisliğinden emekli, İkinci Abdülhamîd Han'a Ermenilerce girişilen suikastin tarihî muhakemesini yapan ve Mecelleyi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de "Legion d'honneur" nişaniyle ödüllendirilen vekâr ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir. (öl. 19 Mayıs 1916)
Necip Fazıl, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi'den aldı; okuyup yazmayı henüz 5-6 yaşlarındayken ondan öğrendi. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhî kaynağını teşkil eden "yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku" şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hâtıralarının kaynaştığı bir "tütsü çanağı" olan, büyükbabasına ait
Çemberlitaş'taki Konak'ta geçirdi.




26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
konakta doğdu.
Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı "Kısakürekler" soyuna mensuptur.
Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920); annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)




Büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi'den sonra, haşarılığının önüne geçmek için onu 5-6 yaşlarında bir sürü "abur cubur" romanla tanıştıran, eski Halep Valisi, Zaptiye Nazırı Salim Paşa'nın kızı, büyükannesi Zafer Hanım, ruhi yapısını başka hassasiyetler açısından etkilemekte büyük pay sahibi oldu. Bir yaş küçüğü kız kardeşi Selma ile büyük babasının ölümü ise, onu dışarıdan etkileyen çocukluk günlerine ait asla unutamayacağı iki hadiseyi teşkil etti.
Bahriye Mektebi'ne gireceği 1916 senesine kadar Büyükdere'de Emin Efendi isimli sarıklı bir hocanın işlettiği mahalle mektebinden başlayarak çeşitli okullara devam etti. Fransız Papaz ve Kumkapı'daki Amerikan kolejinin ardından Serasker Rıza Paşa yalısındaki Rehber-i İttihad mektebine verildi. Yatılı olan bu mektepte de fazla kalamayınca, bir süre için Büyük Reşit Paşa Numûne mektebine ve seferberlik sebebiyle gidilen Gebze'nin Aydınlı köyünde, köyün ilk mektebine yazıldı. İlk mektebi, Heybeliada Numûne Mektebi'nde bitirdi.



O günlerin (1928 Harf inkılabına kadar) edebiyat alemini, Ziya Gökalp'in kurup Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua, Dergâh, Anadolu Mecmuası, Milli Mecmua ve Hayat Mecmuası teşkil etmekteydi. Bu âlem içinde ilk şiirlerini Yeni Mecmua'da yayınladı. (1922)

Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra, 20 yaşında, Maarif Vekaletinin Avrupaya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtığı imtihandaki başarısiyle üniversitedeki
(sömestre)lerini resmen tamamlamış sayıldı ve Paris'e gönderildi. Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. (1924)
Paris hayatı, kendini arayışının müthiş his helezonları, korkunç girinti ve çıkıntıları arasında, nefs cesareti bakımından hayal yakıcı bir tablo çizdi.
1925'te ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı"nı bastırdı.
O yıllarda bankacılık yeni ve gözde bir meslekti. "Felemenk Bahr-i Sefit Bankası"nda çalışmakta olan Salih Zeki'yi ziyarete gittiği bir gün, arkadaşının teşvik ve tavassutu ile aynı bankada işe başladı. Daha sonra gayet kısa sürelerle Osmanlı Bankasının Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştı.
1928 - 29 senelerinde "Bâbıâli" adlı otobiyografik eserinde tafsilatlı şekilde anlattığı, Bâbıâli palamarına bağlı "Bohem Hayatı"nı son kertesine çıkardı.
Henüz 24 yaşındayken, "Kaldırımlar" isimli ikinci şiir kitabının yayınlandığı ve ortalığı takdirle karışık hayret seslerinin bürüdüğü 1928 yılı, onun şiir diyapozonunun herkesce beğenilmek noktasından en dik irtifaları kaydettiği basamak oldu. Bütün eser mevcudu 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkında yazılıp çizilenler bunu kat kat geçmişti.


1929 yazının sonlarına doğru gittiği Ankara'da, içinde 9 yıl müddetle çalışacağı ve müfettişliğe kadar yükseleceği İş Bankasına Umum Muhasebe Şefi olarak girdi. (5 Ağustos 1929) Taksim'deki meşhur tarihi bina Taşkışla'nın 5'inci Alayının Zâbit kıtasında 6 ay neferlik; Harbiye'de İhtiyat Zâbit Mektebinde 6 ay talebelik, peşinden de 6 ay subaylık yaptı. 18 aylık bu askerlik macerası, 1931 senesinin başlarından 1933 senesinin ilk aylarına kadar fâsılalarla devam etti.
Askerliği bittikten sonra Ankara'ya döndü. Üçüncü şiir kitabı "Ben ve Ötesi'nin çıkışından sonra artık renk renk konfeti yağmuru altında ve şöhretinin zirvesindeydi.


Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Necip Fazıl Kısakürek

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 6:55 pm

Fikirde, daima ruhçu, tecritçi, sezişçi, keyfiyetçi, sır idrâkine bağlı ve İlâhî vahdeti tasdikçiydi. Yani, çocukluk günlerindeki ilk ürpertilerinden 1934 yılına kadar, dur-durak bilmez taşkın ve başıboş ruhu, muazzam çalkalanmalarına ve anaforlarına rağmen ana istikâmetini hiç kaybetmedi.


"O ve Ben" adlı otobiyografik eserinde, hayatının en "kritik" kesitlerinden biri olan "Bahriye Mektebi Yılları" itibariyle, birkaç cümleyle özetlediği, 30 yaşına, yani 1934 yılına kadarki muhasebesi şöyledir:
"O güne kadar muhasebem, her unsuriyle hassasiyetimi gıcıklayan koca bir konak, her ferdinin nereden gelip nereye gittiğini bilmediği uğultulu bir cereyan içinde, her ân iniltilerle açılıp örülen mırıltılı kapılar arasında ve bütün bir ses, renk ve şekil cümbüşü ortasında, beş hassemin sınırı tırmalayıcı ve ilerisini araştırıcı derin bir (melankoli) duygusundan ibaret...
Bana çocukluğumdan kalan ve ilerdeki basamaklarda gittikçe kıvamlanan bu hassasiyet, sonunda, Büyük Velî'nin eşiğine yüz süreceğim âna kadar -otuzuna yaklaşıncaya denk- mücerret, müphem, formülleşmemiş ve sisteme girmemiş, hayat üstü bir hayat, ideal hayat hasretinin, kulaklarıma devamlı fısıltısını akıttı.
Oniki yaşımdan yirmi küsur, hatta otuz yaşıma kadar süren, güya kendime gelme, billûrlaşma ve şahsiyetlenme çığırımda, şu veya bu bahanenin çarkına tutulmuş, döner, döner ve kendimi hep günübirlik bahanelerin hasis kadrosunda belirtmeye çabalarken, bu fısıltıya; seslerin, renklerin, şekillerin ve mesafelerin ötesindeki hakikatten çakıntılar bırakıp geçen bu fısıltıyı hiç kaybetmedim. Madde içi hayatta parende üstüne parende atarken, madde ötesi hayatın, ruhumda daima ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor; ve arada bir bu nöbetçinin selâmını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor, ona:
-Haydi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edeceksen et!
Diyemiyordum.
Otuz yaşıma kadar da muhasebem budur.
...Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini..."

1936'da Celal Bayar'ın temin ettiği ilanlar yardımıyla çıkardığı ve 16 sayı sürdürdüğü
"Ağaç" Mecmuası, dönemin önde gelen entellektüellerini çatısı altında topladı.

Uzun süredir üzerinde çalıştığı, büyük ruh çilesinin sahne destanı "Bir Adam Yaratmak" piyesini 63 numaralı ocak idaresinin teftişini yapmak için gittiği Zonguldak'ta
bitirdi. (8 Temmuz 1937).
Eser ilk defa 1937-38
kışında, İstanbul
Şehir Tiyatrosu'nda
Muhsin Ertuğrul tarafından temsil edildi ve muazzam
bir alaka doğurdu. 1938 senesinin başlarında
Ulus Gazatesi yeni bir Milli
Marş..için..müsabaka..açtı. Ayrıca kendisine özel olarak yapılan teklifi; öne sürdüğü işi umumileştirmekten..yani "müsabaka"dan vazgeçilmesi şartının hemen kabulü üzerine benimsedi ve sonunda "Büyük Doğu Marşı" olarak kalan şiiri yazdı.

Sonbaharda, artık kendini "dolap beygirinden farksız" hissetmeye başladığı Bankadan istifa etti (10.10.1938); ve vakit geçirmeden Haber gazetesine girdi. Kısa bir süre sonra da Son Telgraf gazetesinde, Bâbıâlinin önde gelen muharrirlerinin aksine, İkinci Dünya Savaşının kaçınılmaz olduğu görüşünü savundu ve haklı çıktı. Hâdiseleri önceden haber verir mahiyetteki teşhis ve tahlilleri karşısında muhalifleri ancak şöyle diyebildi:
"- Bu adam ne derse çıkıyor!.."
Zamanın Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafından Ankara Devlet Yüksek Konservatuarına Hoca olarak tayin edildi. Bu Profesörlük işinin trenlerde kondöktörlüğe döndüğünü ileri sürerek Hasan Âli'den İstanbul'da bir görev istedi. Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Mimari kısmına atandı. Ayrıca Robert Kolej'in son sınıflarında Edebiyat Hocalığı yaptı.
1939'da, ileride baş köşeye oturtacağı en sevdiği şiirini, bu tarihten 5 yıl önce yaşadığı anlatılmaz ve anlaşılmaz büyük ruh ıstırabının şiirini (Çile) verdi.
1940 yılında Türk Dil Kurumu hesabına "Namık Kemal" isimli bir eser kaleme aldı ve vaktiyle Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin Ulu Hakan Abdülhamîd hakkında söylemiş olduğu hakikatleri, bu eser zâviyesinden tetkiklerini derinleştirdikçe bizzat gördü.




1941 senesinde, yine köklü bir..familyadan; "Bâbanzâde"lerden, Ahmed Naim Efendi'yle kardeş çocuğu olan Recai Bey'in kızı, Yahya Nüzhet Paşa'nın torunu..Fatma Neslihan Hanımefendi ile evlendi. Bu..evliliğinden Mehmed (1943), Ömer (1944), Ayşe (1948), Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli beş çocuğu oldu.
1942 kışında tekrar 45 günlüğüne Erzurum'a askere gönderildi. Askerken yazdığı siyasi..bir..yazı..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasını..Sultanahmet cazaevinde tattı.
Aslında politikaya ve sosyal sahaya meyli 1936'da başlamış, o yıldan 1943'e kadar geçen 7 yıl içinde, İslâmi temayülü "Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin" planında kaldığı için,
ne devlet ne de basında kimseyi ürkütmemişti. Yalnız bazı münekkitler ve yazarlar hiçbir mânâ veremedikleri ondaki bu eğilimi hazmedememişler ve çeşitli klişe yakıştırmalarda bulunmuşlardı: "İslâm komünisti!" "Hayır! İslâm faşisti" "Yok, yok neo-müzülman" "Sırf züppelik olsun diye müslümanlık taslıyor!" "Sabık şair; şiirine yazık etti!" "Ahmak burjuvaları şaşırtmak merakında bir sanatkar mizacı!.."
İşte 1943, Sanatkarın fildişi kulesinden agoraya indiği; tam olarak belirdiği tarihtir: İçini öyle bir sosyal mücadele ruhu; sanatının muhtaç olduğu cemiyeti yoğurma heyecanı kapladı ki, artık çalışamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; hükümetiyle, partisiyle, basıniyle, hocasiyle, gençliğiyle kendi açtığı bütün cephelerde tek başına sürdüreceği Büyük Doğu Mecmuası'nın ilk sayısını çıkardı. (17 Eylül 1943)
Sonraki dönemlerine bir hazırlık kademesi olan derginin bu ilk devresi, 30'uncu sayıda "Allaha itaat etmeyene itaat edilmez!" meâlindeki bir Hadîs-i Şerif yüzünden, rejime itaatsizliği teşvik suçlamasiyle 1944 Mayısında Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
Gün geçirilmeden Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari bölümündeki hocalığından kovuldu ve ikinci askerliğine ikinci defa sevkedilerek Eğridir'e sürüldü.
Bu ilk devresinden sonra, 2 Kasım 1945'ten başlayarak 5 Haziran 1978'e kadar günlük, haftalık ve aylık olarak çeşitli tarih ve periyotlarda tam 16 devre yayın hayatını sürdüren Büyük Doğu'yu cilt cilt eser faaliyetinin yanı sıra, 36 sene müddetle tek başına omuzladı; büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu.

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 6:55 pm

Kasım 1945'de Büyük Doğu yeniden çıkmaya başlayınca, onu, birdenbire; "eski İktisat Vekili Fuat Sirmen'e neşir yoluyle hakaret, Dini tezyif, memleket dahilinde teşekkül etmiş İktisadî, hukukî, siyasî, idarî rejimleri devirmek yolunda propaganda" gibi birçok adlî takibat ve muhakemeyle yüzyüze bıraktı.
1946 senesinin sonlarına doğru, 13 Aralık tarihli sayısında; kapak yaptığı mücerret bir kulak resminin altındaki "Başımızda kulak istiyoruz!" yazısı İnönü'nün kulaklarının duymuyor olması hakikatiyle birleşince Örfi İdarece tekrar kapatıldı.
Birkaç gün sonra Başbakan Recep Peker tarafından Ankara'ya çağırıldı. Recep Peker'in sadece "biraz ölçülü" davranması ve fazla aleyhte yazmaması karşılığı 100.000 lira teklifi, kabul etmediği takdirde ise açık açık zindana atılma tehtidiyle karşılaştı.
O günler için bir servet demek olan deste "söz" olmaktan çıkmış, üstündeki "Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası" bandajiyle birlikte önündeki masaya bırakılmıştı.
Çok geçmeden; kapatılan dergide tefrika edilmeye başlamış olan "Sır" isimli piyesinden dolayı "Milleti kanlı ihtilale teşvik" suçlamasiyle mahkemeye çıkarıldı.
Artık büyük mücadele yolundaydı. 1947 baharında (18 nisan) Büyük Doğu'yu yeniden ve üçüncü defa çıkardı. Birkaç ay sonra (6 haziran) "Abdülhamîd'in Ruhaniyetinden İstimdat" başlıklı Rıza Tevfik'e ait bir şiirin neşri sebebiyle Büyük Doğu mahkeme karariyle tekrar kapatılırken kendisi de tutuklanarak hapse atıldı. "Türklüğe Hakaret"den yargılandı, 1 ay 3 gün tutuklu kaldı ve sonunda beraat etti.
1947 yılı içinde; bütün bunlar olup biterken ve arada bir sürü tutuksuz muhakeme, üzerine saçma taneleri halinde gelirken, "Sabır Taşı" piyesiyle "C.H.P. Sanat Mükâfatı"nı kazandı. Ancak jürinin verdiği karar Parti Genel İdare Kurulu tarafından iptal edildi.
Yine aynı yıl, Büyük Doğu'nun çıkmadığı kısa bir arada 3 sayılık mizah dergisini; "Borazan"ı çıkardı.
1948'de, Temyiz Mahkemesi, hakkındaki ilk ve meşhur beraat kararını, dünya adalet tarihinde görülmemiş tertiplerle bozdu. Bütün bir yıl geçimini, (ihtimal ki, üzerine Puccini'nin bir operası takılı pikapla, büyükbabası, Bâlâ rütbeli Maraşlı Hilmi Efendi'nin ceviz çerçeveli yağlı boya portresi hariç) evinde ne varsa son iskemleye kadar satarak temin etti.
1949 senesini; zevcesi, üç çocuğu ve kayınvalidesiyle beraber küçük bir otel odasında karşıladı. Ağır Ceza Mahkemesi hakkında verdiği beraat kararında ısrar ederken, Büyük Doğu da kapana-çıka; fakat her defasında kaldığı yerden yoluna devam ediyordu.
Bu yılın Ramazan ayında (28 Haziran) Büyük Doğu Cemiyeti'ni kurdu

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 6:56 pm

18 Aralık 1961'de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açıldığını gördü; Ya her şeyden büsbütün el etek çekmek, yahut her şeye topyekün el uzatmak... Tercihi, demir hapishane kapılarından daha önce de salıverildiği günlerden farklı değildi.
"Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter!.. Bu söz benim iman tarafım belli değilken, o hengâmede, bugünkü düşman cephesinin en kodaman kalemlerinden biri tarafından hakkımda kondurulmuş teşhistir. Yarabbi; nezdinde, kendimi, en aşağı müminlik mertebesinin ancak ayak tozlarını silmeye memur bir dereceye bile layık görmeyerek böyle bir iddiadan kemiklerim ürpererek kaydediyorum: Sadece senin dininden, hak olan yolundan, tek olan kapından nefret ettikleri için, nefret edilmek bana ne muazzam payedir! Bu payeyi bana sen, hayatım ve bütün insanların hayatı gibi, meccânen, yoktan, tek liyakat ve istihkâkım olmadan verdin; ve benim ağzımla değil, düşmanlarımın lisaniyle izhar ettin. Artık ben nasıl susabilirim?"
Yani, yine ikinci yolu seçti. Kendini bulur gibi olunca Yeni İstiklal, bir müddet sonra da Çetin Emeç'in sahibi bulunduğu Son Posta gazetesinde başmakalelerine ve günlük fıkralarına başladı.


1963 İlkbaharında bir davet üzerine açılan "konferans çığırı" üzerinde evvela Salihli, İzmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra İzmit, Bursa ve 1964 yılının ilkbaharında da Konya, Adana, Maraş ve Tarsus'ta konferanslar verdi.
1964'te Büyük Doğu'nun 11'inci devresini açtı. Adnan Menderesin aziz hatırası için kaleme aldığı ve derginin 1'inci sayısında neşrettiği "Zeybeğin Ölümü" şiirinden dolayı takibata uğradı.

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 6:59 pm

"Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. BİRİNİ...
O, kim mi?
Allahın Sevgilisi...
Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı...
Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.
Binbir istikamette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahat saadeti karşısında şaşkın, hep o BİR etrafında helezonlar çizen bir hayat...
Benim hayatım budur!
Necip Fazıl Kısakürek

Batı kültürünün içinden yetişti. Saf şiir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geldi.

14. İslâm asrında; İslâmın asırlar sonra topyekûn muhasebesini yerine getirdi.

79 yıllık hayatı ve eserleriyle her dem, "hayal kanatları kan içinde" tek başına uçar gibi yaşadı.


26 Mayıs 1983'de, Perşembe günü, Eyüp sırtlarında toprağa verildi.



_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,   Salı Ağus. 05, 2008 7:00 pm

BÜTÜN ESERLERİ..

Hikayelerim 12
Cinnet mustatili (Yılanlı Kuyudan)23
Bir Adam Yaratmak 34
Çile 45
Kafa Kağıdı 56
O ve Ben 67
Yunus Emre 7Kanlı Sarık 88
At'a Senfoni 99
Para 10Mukaddes Emanet 1110
Sahte Kahramanlar 12İman Ve Aksiyon13Özlediğimiz Nesil 14İslam Ve Öbürleri1511
Hazret-i Ali 1612
Tanrı Kulundan Dinlediklerim 1713
İhtilal 1814
Moskof 1915
Tohum 20Künye2116
Aynadaki Yalan 2217
Reis Bey 23Parmaksız Salih 2418
Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu 2519
Babıali 2620
Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık 2721
Hitabeler 2822
Peygamber Halkası 2923
İbrahim Ethem 30Abdülhamid Han 31Siyah Pelerinli Adam3224
Hesaplaşma 33Tarihte Yobaz Ve Yobazlık34Türkiye Ve Komünizm3525
Esselam 3626
Dünya Bir İnkılap Bekliyor 37Yolumuz, Halimiz, Çaremiz38Ruh Muvazenesi39Her Cephesiyle Komünizm 4027
Hac 4128
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar 4229
Türkiye'nin Manzarası 4330
Çerçeve - 1 4431
Nur Harmanı 4532

İman ve İslam Atlası 46
33

Müdafaalarım 4734
Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar) 4835
Benim Gözümde Menderes 4936
İdeolocya Örgüsü 5037
Mümin Kafir 51Vecdimin Penceresinden 52Bir Pırıltı Binbir Işık5338
Senaryo Romanlarım: Sen Bana Ölümü Yedirdin 54Deprem (Çile) 55Katibim56Villa Semer 57Vatan Şairi Namık Kemal58Canım İstanbul 59Ufuk Çizgisi 60Son Tövbe61En Kötü Patron 6239
Çöle İnen Nur 6340
Son Devrin Din Mazlumları 6441
Öfke ve Hiciv 6542
Sabır Taşı 66Ahşap Konak 6743
Ulu Hakan II. Abdülhamid Han 6844
Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka) 6945
Çerçeve - 2 7046
Konuşmalar 7147
Rabıta-i Şerife 7248
Doğru Yolun Sapık Kolları 7349
Başmakalelerim - 1 7450
Tasavvuf Bahçeleri 7551
Çerçeve - 3 7652
Namık Kemal 7753
Hücum ve Polemik 7854
Rapor - 179Rapor - 280Rapor - 3 8155
Rapor - 482Rapor - 583Rapor - 68456
Rapor - 785Rapor - 886Rapor - 9 8757
Rapor - 1088Rapor - 1189Rapor - 1290Rapor - 139158
Yeniçeri 9259
Reşahat 9360
Başmakalelerim - 2 9461
Mektubat 9562
Başmakalelerim - 3 9663
Çerçeve - 4 9764
Gönül Nimetleri 9865
Edebiyat Mahkemeleri 99Doğu Edebiyatı 100Dil Raporları10166
Çerçeve - 5 10267
Hadiselerin Muhasebesi - 1 103

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Necİp Fazil KisakÜrek Kimdir,
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» mustafa sandal'ın özel hayatı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
seyfofen.forumn.org :: (¯`•¸·´¯) Her Telden (¯`·¸•´¯) :: Biyografi-
Buraya geçin: