seyfofen.forumn.org

BiLgİ ALıŞ VeRiŞ MeKaNı
 
AnasayfaKapıSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sağlık Ansiklopedisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2
YazarMesaj
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Sağlık Ansiklopedisi   Salı Ağus. 05, 2008 6:11 pm

mide hastalarında ve ülser hastalarında diyet ve beslenme


Eskiden ülseri olan hastalara çok sıkı ve katı bir diyet önerilirdi; günümüzde diyetler daha az kısıtlayıcıdır. Önemli olan alkol, kakao, kızartmalar, gazlı içecekler, salça ve baharat gibi mide duvarını tahriş eden yiyecek ve içeceklerden uzak durmaktır.Sindirim süreci, vücuda alman besinleriıı parçalanmasını ve çeşitli bileşiklerin serbest hale geçmesini kapsar. Kimyasal açıdan proteinler, karbonhidratlar (şekerler), yağlar, vitaminler ve mineral tuzlardan oluşan besinleri yeriz; sindirim süreci bu bileşiklerin birbirinden ayrılmalarını ve bağırsaktan emilmeye hazır hale geçmelerini sağlar.

Bu hazırlık karmaşık kimyasal bileşilderin parçalanmasını, daha basit ve temel bileşiklere ayrılmasmı Sağlar.

SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim sistemini şematik olarak iki ucu dışarıya açılan uzun bir boru olarak kabul edebiliriz; üst uçta ağız, alt uçta ise anüs yer alır.

Bu boru farklı işlevi olan bölümlere aynlmıştır; yukardan aşağıya doğru ağız, yutak, yemek borusu, mide, incebağırsaklar, kalmbağırsaklar ve anüs yer alır.

Alınan besinler bir süre ağız boşluğunda kalır, çiğnenerek daha küçük parçalara ayrıhr ve tükürükle ıslanır. Tüküıiik müsin ve pityalin içerir; müsin lokmamn yutulmasını ve yemek borusundan kayarak inmesini, pityalin ise nişasta sindiriminin başlamasmı Sağlar.

Besinler yutulduktan sonra yemek borusuna geçer. Yemek borusu 25-30 cm uzunluğunda bir borudur ve yutakla midenin bağlantısını sağlar. Peristaltik hareketler adım alan yukardan aşağıya doğru ritnıik kasılmalar besinlerin yutaktan mideye geçmesini sağlar. Yemek bonısunun mideye açıldığı yerde kardiya (mide ağzı) adım alan halka biçimli bir büzgen kas vardır. Besinlerin mideye geçişine izin verecek biçimde açılan kardiyanm kapanması midedekilerin yemek borusuna geri dönmesini engeller.

MİDE

Mide, besinlerin bağırsağa geçmeden önce bir süre kaldığı bir tür torbadır; kubbe, gövde ve kapı olarak bilinen üçbölümden oluşur. Kubbe, kardiyadan hemen sonra başlayan ve diyaframın altmda yer alan yüksek bölümdür; merkezdeki gövdenin altmda mide kapısı (pilor) yer alır. Mide kapısmm altında aym adla anılan bir büzgen kas vardır. Bu kasm belirli aralıklarla açılmasıyla, bir bölümü sindirilmiş besinler azar azar onikiparmakbağırsağına geçer. Midenin sindirim işlevlerinde rol oynayan çeşitli salgılar şunlardır;
Hidroklorik asit pepsinin sindirim işlevinin gerçekleşmesi için gerekli asit ortamı hazırlar.

Pepsin proteinlerin parçalanmasmı kolaylaştmr. Pepsinin etkisiyle protein-ler pepton adını alan daha basit bileşiklere aynlır.

Rennin, kazeim çöktürerek sütü pıhtılaştınr.

Mukusun, mide duvanm örten mukoza üzerinde koruyucu etkisi vardır.

Ozetken (entrensek faktör): B12 vitaminini, sindirim salgılarmın etkisinden koruyarak emilimin gerçekleştiği bağırsak bölgesine kadar taşır. Yaşamsal önemi olan, yerine konamaz ve temel olan tek mide salgısıdır; öteki salgıların işlevini bağırsak ve pankreas salgıları da üstlenebilir.

Midenin temel işlevi besinlere depo ve geçiş yolu işlevi görmek, onları bağırsakta gerçekleşecek olan sindirime elverişli hale getirmektir.

MİDEDE SİNDRİM SÜRECİ

Besinler midede önce yarısıvı bir bulamaç olan ve pankreas ile incebağırsak enzimlerinin etkisine hazır olan kimusa dönüşür. Besinler aynı zamanda midede hidroklorik asitin bütün mikroorganizmaları öldürmesiyle sterilize olur; mide salgılannın eklenmesiyle sulanır ya da sıvılann geri emilimiyle yoğunlaşır. Midenin etkinlikleri doğrudan sindirime değil, daha çok temel başlangıç olaylannın gerçekleşmesine yöneliktir; sindirim süreci ancak bunların gerçeldeşmesiyle eksiksiz işleyebilir.

Normal bir bireyin midesinden 24 saat içinde, su, başta klor olmak üzere inorganik iyonlar ve enzimlerden oluşan yaklaşık 1,5 lt sıvı salgılanır. Mide salgısının temel bileşiği olan hidroklorik asitin birçok işlevi vardır; bunların başında enzimlerin etkinleşmesi, protein ve şeker moleküllerinin kimyasal olarak parçalanması ve besinlerin mikroplardan arınması yer alır. Mide salgısının en önemli enzimi olan pepsin protein sindirimini başlatır.

SİNDİRİM BOZUKLUKLARI

İltihap kökenli (gastrit) ve öteki mide hastalıkları sindirim güçlüğü olarak tanımlanan bir dizi bozukluğa yol açar. Gaz nedeniyle midede şişkinlik, ağırlık duygusu, bulantı, geğirme, ağızda kötü tat ve koku, bazen yanma ve ekşime ile midenin olduğu bölgede ağrı görülür. Sindirim güçlüğü, stres, gerginlik gibi ruhsal bozuklukların ya da böbrek, karaciğer gibi iç organlardan kaynaklanan refleks sinirsel bozuklukların da sonucu olabilir.

Mide salgısı miktannda ve daha az derecede de olsa bileşiminde değişiklikler vardır. Ozellikle, hidroklorik asit bakimmdan zengin salgı artışı ya da hidroklorik asit ve pepsin salgısında azalma görülebilir.

Aşırı salgı durumu özellikle sinirli kişilerde ve onikiparmakbağırsağı ülserinde sıktır; salgı azalması ise mide mukozasında incelmeye ve öldürücü kansızlığa (Bı2 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık ııpemisyöz anemi) yol açan bazı gastrit türlerinde görülür. Aşırı salgı düzensiz beslenmeye bağlı da olabilir.

iki tür arasındaki ayrım, uygulanacak tedavi açısından büyük önem taşır. Hastanın yakınmalan ile radyolojik veriler ve hastaya yutturulan küçük bir sonda aracılığıyla alınan mide salgısındaki asit miktarının belirlenmesiyle tanı konur.

Tedavinin amacı, aşırı salgılı biçimlerde asit fazlasını nötrleştirmek ve hidroklorik asit salgısını azaltmak, az salgılı biçimlerde ise mide salgısını uyarmaktır.

BEYAZ DİYET

Her iki biçimin tedavisinde de mide mukozasını tahriş eden yiyecek ve içecekler ile güç sindirilen besinler yasaklanmalıdır. Yalnızca mide hastalıklarında değil, bazı karaciğer ve bağırsak hastalıklarında, kolitlerde ve bazı deri hastalıklarında da uygulanan bu diyet, "hafif ya da ılımlı diyet" olarak isimlendiilebilir. Başlıca ilkeleri şunlardır:




Vücudun güç sindirdiği maddeleri (örneğin, etlerdeki bağdoku ve kollajen lifler, bazı bitkilerdeki selüloz ve lifler) içeren besinler alınmamalıdır;
acılı ve asitli besinler yenmemelidir;
besinler hazırlanırken kızartmalardan uzak durulmalı, haşlanmış besinler yeğlenmelidir;
baharat ve tat verici maddeler kullanılmamalıdır.

Bu tür bir diyet besinlerin olabildiğince basit hazırlanmasına ve sindirimi en kolay olan besinlerin seçilmesine dayanır.
Sindirim güçlüğünde, düzenli aralıklarla sık ve küçük öğünlerle (gün boyu en az beş kez) beslenmek uygundur;
böylece midenin hiç boş kalmaması ve mide salgısının asitliğinin sürekli tamponlanması sağlanır. Besinler uzun uzun ve dikkatle çiğnenmeli, hızlı yemekten kaçınılmalıdır; çiğneme hareketi yiyecekleri mide salgılarının etkisine hazırlar.

Tükürük ve mide enzimlerinin etkisini göstermesine izin vermek için küçük parçalara ayrılmış ya da püre halindeki besinler yeğlenir. Mideyi doğrudan ya da yüksek hidroklorik asit salgısını uyararak tahriş eden ağır besinlerden kaçınılmalıdır.

Et ve protein içeren yiyecekler, özellikle kızartıldığında ya da ızgara yapıldığında asit ve pepsin salgılanmasını uyanr; bu nedenle bu besinlerin miktarını azaltarak mideyi daha az uyaran haşlanmış yiyecekleri yeğlemek uygundur. Unlu besinler kendi başına asit ve pepsin salgısını uyarrnaz; hatta bu yiyeceklerin içerdiği karbonhidratlar bir ölçüye kadar asiti tamponlar. Bununla birlikte, genellikle uzun süre midede sindirilmeden kaldığı için mide duvarında mekanik tahrişe yol açar.

Bu nedenle unlu yiyecekler lapa ya da çorba olarak yenmeli ve özellikle hastalığın akut evresinde makama, ekmek (özellikle ekmek içi) ve unlu tatlılardan kaçınılmalıdır.

Yumurta ölçülü olarak yenmelidir. Süt, taze süt ürünleri, mayalanmamış peynir, tereyağı ve süt kreması genellikle zararlı değildir; bunlar hafif asit salgısı uyarır, buna karşılık midedeki asiti belirgin olarak nötrleştirir. Bu özellikleri nedeniyle ağnlı ve asit miktannın fazla olduğu mide hastalığının akut evresinde bu tür yiyecekler alınabilir.

Son olarak, meyvelerin ve özellikle portakal, üzüm gibi meyvelerin hiç yenmemesi gerektiği belirtilmelidir; bunun gibi madensuyu, alkollü içkiler ve kahve de içilmemelidir. Kural olarak, acele etmeden yavaş yavaş yenmelidir; gerginlik, stres ve sinirliliğin de sindirim bozukluğuna yol açabildiğini unutmamak gerekir.

Çok soğuk ya da sıcak yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır; midenin duvarlarını tahriş etmemek için mide boşken öğünlerden önce sigara ya da içki de içilmemelidir.

GASTRODUODENİT(MİDE-ONİKİPARMAK BAGIRSAK İLTİHABI)

Mide mukozasının akut iltihabı gastnt adını alan özel bir klinik tabloya yol açar. İltihap sürecinin nedenleri oldukça değişiktir; başlıcaları arasında aşırı alkol kullanımı, iltihap giderici ilaçlar örneğin aspirin, fenilbutazon ve kortizon gibi bazı ilaçlann alınması ve sindirimi güç ve bozuk yiyeceklerin yenmesi sayılabilir.

En yaygın klinik belirtiler karnın üst bölümünde ağn, bulantı ve kusmadır; ağır tablolarda kanlı kusma görülür. Bazen solukluk, terleme ve çarpıntı gibi genel belirtiler de bulunur, Gastrit bir enfeksiyon hastalığının ya da zehirlenmenin sonucu da olabilir.

Her durumda ilk yapılması gereken alkol, kahve, baharat, tütün gibi tahriş edici nedenlerden uzaklaşmak ve mide asitinin nötrleştirilmesidir. Çok ani ortaya çıkan biçimlerde birkaç gün boyunca hiç katı besin alınmaz; yalnız süt içilir (günde 2 lt'ye kadar). Mide düzeldikçe pirinç lapası, pirinç ya da un çorbası ve yulaf eklenir.

Asit ve pepsin salgısını şiddetle uyaran proteinler de kısıtlanmalıdır; az et (yumuşak ve haşlanmış), taze peynir ve yumurta yenebilir. Mide hareketini yavaşlatan yağlar akut gastritte olumlu bir rol oynadığından belirli bir ölçüde verilebilir; zeytinyağı, taze tereyağı ve süt kreması ile yetinilmeli, mide mukozasını tahriş eden ve salgıyı artıran kızarmış yağlardan kaçınılmalıdır.

Hastalığı ortaya çıkaran nedenler ve bütün belirtiler ortadan kalktığında, hasta dengesizlik ve aşırılıklardan kaçınmaya çalışarak normal bir beslenme düzenine dönebilir; sakin bir ortamda ve acele etmeden yenen sık ve küçük öğünler yeğlenmelidir. Mide salgısının düzenliliğini sağlamak için yemek saatlerine dikkat edilmelidir.

ONİKİPARMAK BAĞIRSAĞI ÜLSERİ

Sindirim yollannda en sık görülen hastalık peptik ülserdir. Peptik ülser mide ve bağırsağın ilk bölümü olan onikiparmakbağırsağını örten mukozada ortaya çıkan bir yaradır.

Ulserin en önemli nedeni kuşkusuz hidroklorik asit salgısıdır. Son yıllarda ülser nedenleri üzerindeki çalışmalarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, ülserin fazla asit salgısından kaynaklandığına ilişkin görüş geçerliliğini konimaktadır ve peptik ülserin kökeninde yatan mekanizmayı anlamaya yarayan temel taşlardan biridir. Aşırı asit salgılanmasında nörolojik ve iç salgı sistemine ilişkin etkenler büyük önem taşır; özellikle günümüzde çok yaygın olan stres hidroklonik asit üreten mukoza hücrelerini doğrudan uyararak asit salgılanmasını ve böbreküstü bezini uyararak kortizon gibi hormonların salgılanmasını artırarak ülser oluşumunu etkiler. Bazı ilaçların alınması sonucunda da ülser oluşabilir; mide ve onikiparmakbağırsağı mukozası için en zararlı olanlar asetilsalisilik asit (aspirin) ve türevleridir. Bu ilaçlar mide ve onikiparmakbağırsağının duvarlannı aşındırarak delinmeye bile yol açabilir. Ayrıca, kortizon gibi glikoz metabolizmasını etkileyen steroitler de aynı derecede zararlıdır; bunlar, hidrokloıik asit salgısını artınr, aynı zamanda, midenin epitel hücrelerini etkileyerek koruyucu görevi olan maddelerin salgılanmasını azaltır.

Peptik ülsenin tıbbi tedavisi son yıllarda, özellikle midedeki hidroklonik asit salgısını geçici olarak engelleyecek bir ilacın bulunmasıyla dev adımlarla ilerlemiştir. Buna koşut olarak, bir zamanlar başlıca tedavi olan diyet önemini büyük ölçüde yitirmiştir; gene de verilen ilaçların etkisinin görülebilmesi için önemli bir etkendir. Diyet, ülserli bölgeye zarar verebilecek, çevredeki iltihaplı mukozayı örseleyecek ya da hidroklorik asit salgısını uyaracak besinlerin kısıtlanmasını hedeflemelidir.

Diyet açısından kesin üç dönem saptanabilir.

İlk dönem yaklaşık bir ay sürer; öğünler az miktarda ve sık (iki saatte bir) olmalıdır. Sıvı besinler, süt ve yoğurt ya da gazlı olmayan tatlı içecekler alınmalı, alkollü içecekler, kahve, çok soğuk ya da sıcak sıvılardan uzak durulmalıdır. Yağsız etler, özellikle haşlanmış dana ve tavuk eti ile yağsız, beyaz etli taze balıklar önerilir. Çok sıkı bir beslenme düzenini kapsayan bu dönemi gene yaklaşık bir ay süren ikinci dönem izler. Bu dönemde diyetin özü pek değişmez, besin miktarları giderek artırılır. Son dönemde beslenme düzeni normale yaklaşır, gene de ülserli hasta bazı kurallan izlemelidir. Sindirim bozukluğunda yenmemesi gereken yiyecekler yasaklanmalıdır; ayrıca öğün araları iki buçuk saatten uzun tutulmamalı ve bu rejim uzun zaman sürdürülmelidir. Ulser belirtilerinin tümüyle ortadan kalkmasından sonra en az iki yıl boyunca uygun bir diyet izlenmelidir

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
seyfofen
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 223
Nerden : iSt bir akşam üstü yanımız da kimsecikler olmaz; ya da olması gerekenler yanımızdaki ler değildir
Kayıt tarihi : 28/06/08

MesajKonu: Geri: Sağlık Ansiklopedisi   Salı Ağus. 05, 2008 6:11 pm

Romatoid Artrit: Romatizma


Romatoid Artrit (Artrit = Eklem iltihabı) en yaygın romatizmal hastalıktır ve daha fazla kadınlarda olmak üzere nüfusun % 0,5 inde görülmektedir. Hastalığın sebebi henüz tam olarak açıklanamamıştır, ancak genetik faktörler ile oto imunite (= bünyenin kendi dokularına karşı çalışması) süreçleri ile bağlantılar mevcuttur. Tipik semptomlar arasında, geceleri ve gündüzleri el parmaklarında, genelde simetrik olarak, oluşan ağrılar ile sabahları bu eklemlerin 15 dakikadan daha fazla tutuk ve uyuşuk olmasıdır. Devamında başka eklemlere de sıçrama gerçekleşir. Eklemler deforme olur. Ender olarak organlara da sıçrar (gözlere, tükürük ve göz yaşı bezlerine, cilde, kalp ve akciğerlere).

Teşhisin konulmasında hastalığın geçmişi ile el ve ayakların röntgen filmleri belirleyici olmaktadır. Laboratuar değerleri sadece fikir vermektedir. Hastalığın sebep olacağı zararları engellemek veya geciktirmek için uygun tedavinin vakit geçirilmeden başlaması önemlidir. Bu tedavi, temel ilaçlar dediğimiz ilaçlarla (özellikle Methotrexat) ve gerekirse iltihap önleyici başka ilaçların kombinasyonu ile yapılmaktadır. Tamamlayıcı olarak fizik tedavi, Ergoterapi, Hasta jimnastiği ve cerrahi tedavi yardımcı olmaktadır.
Tanımlama

Kronik Poliartritis olarak da adlandırılan Romatoid Artrit kronik iltihaplı bir hastalıktır. Bu hastalık ağırlıklı olarak eklemleri etkilemekle birlikte ender de olsa göz ve cilt gibi iç organları da etkileyebilmektedir.
Sıklık

Romatoid Artrit iltihaplı romatizmal hastalıklar içerisinde en sık görülenidir. Almanya’da nüfusun yaklaşık % 0,5’i bu hastalıktan mustarip. Bu hastalığın kadınlarda görülmesi erkeklere göre 3:1 oranında daha fazladır.
Romatoid Artrit her yaştaki insanda, hatta küçük çocuklarda dahi görülebilmektedir. Bununla birlikte hastalık daha çok 35 ile 45 yaş arasında ve 60. yaştan sonra başlamaktadır.
Sebepleri

Romatoid Artritin oluşumuna neyin sebep olduğu konusu halen kesin olarak çözülmüş değil. Ancak muhtemelen hastalığın başlangıç sürecinde imun sistemine (bağışıklık) ait hücreler aktif hale gelerek bir oto imünite sürecinin başlaması ile kendi vücutlarına karşı savaşa geçmektedirler. Bu süreç birkaç adımda gerçekleşmektedir:

Ak yuvarların özel bir şekli olan T-Lenfositleri aktif hale gelir. Belirli yüzey molekülleri ağır Romatoid Artrit hastalarında daha sıklıkta görülmektedir. Bu nedenle genetik bir eğilim muhtemeldir.

Hastalığın oluşumundaki sonraki adımlarda eklem iç zarı (sinovyal zar), bağışıklık sisteminin neredeyse tüm hücreleri ile bağ dokusunun sinovyal hücreleri dahil olmak üzere iltihaplanır. Bu iltihap, hücreler arasında iletişimi sağlayan bağışıklık sisteminin elçi maddeleri, yani Sitokinler tarafından yönetilmektedir. Bir verici hücre etki maddeleri (sitokin) çıkartır. Bu maddeler hedef hücreye ulaşır. Hedef hücrenin hücre zarında reseptörler bulunur. Sitokin molekülleri bu reseptörlere kilit - anahtar misali yanaşabilmektedirler. Böylece hücre içlerine sinyaller gönderilir ve bu sinyaller hedef hücrenin belirli bir cevapta bulunmasına neden olurlar. Romatoid Artritin oluşumunda en önemli sitokinler Tümör Nekrose Faktörü - alpha (TNF - alpha) ve İnterlökin - 1 (IL-1) sayılmaktadır.

Sitokinlerin etkisi ile Sinovyalden yumru şeklinde bir doku oluşur. Pannüs denilen bu doku belli bir süre sonra kıkırdak, kemik, tutucu aparatlar ile söz konusu ekleme ait diğer yapıları bozmaktadır. Bu yıkıcı iltihab sürecinin sorumlusu olarak TNF-alpha görülmektedir. Bu mekanizmayı çözmek için yeni bir tedavi katkısı, TNF-alpha’ nın hedef alınarak antikorlar veya çözünebilir TNF-reseptörleri ile bloke edilmesidir.

Interlökin-1 (IL-1) kıkırdak dokusunun bozulmasını teşvik eder ve kemik yapısını bozan hücreleri, yani Osteoklastları, aktif hale getirir. Bu etki organizmada normal olarak IL-1 reseptör antagonisti IL-1Ra tarafından düzeltilmektedir. IL-1Ra, hücre zarındaki reseptörleri karşıt oyuncular ile, yani Reseptör antagonistleri ile bloke ederek hedef hücrenin cevap (tepki) vermesini engeller. IL-1Ra, reseptörün kilidine uygun ama "kör" bir anahtar sunar. IL-1’ in yanaşabileceği kilitler böylece bloke edilmiş olurlar. Hücre içerisine bir sinyal verilmemiş olur. Hücrenin korkunç cevabı gelmez. Romatoid Artrit hastalığında, yeterli sayıda IL-1 reseptör antagonisti bulunmadığından, bu denge bozulmuştur.

Tipik Belirtiler:


Geceleri ve sabahları eklem ağrıları


Sabahları 15 dakikayı geçen eklem tutulmaları


Eklemlerin şişmesi, tipik olarak parmakların dip ve orta eklemlerinde


Yorgunluk ve takatsizlikle birlikte genel olarak kendini hasta hissetme.
İlk devrelerde bazen sadece az sayıda eklem etkilense de neredeyse her zaman belli bir süre sonra poliartritis dediğimiz vücudun çok sayıda küçük ve büyük ekleminin iltihaplanması gerçekleşir. Bu daha çok el ve parmak eklemlerinde görülür. Baş - boyun eklemi dışında Omurga hemen hemen hiç etkilenmez.


Hastalık seyrinin devamında eklemlerde aşağıda tarif edilen değişiklikler gelişebilir:



Parmakların dışa kayması


Parmak ucunun aşağıya katlanması


Parmak kemiğinin yukarıya çıkıntı yapması


Eklemlerin dış tarafında lastik benzeri düğümlerin gelişmesi
Ancak sadece eklemler değil başka organlar da etkilenmiş olabilir.

Organların etkilenmesi aşağıdaki şekillerde görülebilir:


Akciğer
Akciğerde bağ dokusunun çoğalması (akciğer fibrozu) veya göğüs zarı iltihabı (Plevrit)


Kalp
Perikard iltihabı (Pericarditis)


Gözler
Göz duvarlarında değişik katmanların iltihaplanması (Skleritis ve Episkleritis) ekstrem durumlarda gözün delinmesi (ör. bir Ulcus cornae sonucu)


Cilt
Romatizma düğümleri veya kılcal damar iltihabı (Vaskulitis) özellikle alt baldır ile ayak sırtında.


Tükürük ve göz yaşı bezleri
Ağız ve gözde kuruluk belirtili kronik iltihap (Sicca-Syndrom


TEŞHİS:

Romatoid Artrit hastalığının teşhisi her zaman bir çok bulguya dayanılarak konulur: Belirtiler, vücudun muayenesi, laboratuar verileri ve röntgen tetkikleri.


Kan değerlerinin tipik değişimleri aşağıda verilmiştir:


Kan çökelme hızı (BSG) ve C-Reaktif-Protein (CRP) gibi iltihap değerlerinin yükselmesi


Romatizma Faktörünün tespiti (değişik antikorlar)


Hemoglobin değerinde düşmeyle birlikte İltihap anemisi
Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus, Romatoid Artrit hastalarının sadece yaklaşık % 80 kadarında romatizma faktörünün tespit edilebilmesi ve romatizma faktörünün bazı başka hastalıklarda ve hatta sağlıklı insanlarda da bulunabilir olmasıdır. Bu nedenle çok fazla spesifik olmamaktadır.

Romatoid Artrit hastalığının eklem bozucu sürecine bağlı olarak genelde bir kaç yıl sonra eklemlerin röntgen filmlerinde tipik değişimler görülebilir:


Ekleme yakın Osteoporoz = ekleme yakın kemikte kireç tuzu eksikliği (erken işaret)


Erozyonlar = eklem yüzeyinin dış kenarında fare ısırığını andıran kemik hasarları


Baş-boyun ekleminin de etkilendiği, boyun omurgasında omurların kayması
Vaktinde tipik değişiklikleri tanımlayabilmek için el ve ayakların röntgen filmleri özellikle faydalı olmaktadır.

Teşhisi standartlaştırmak için American College of Rheumatology (ACR) 1987 yılında aşağıdaki teşhis kriterlerini belirlemiştir.


Romatoid Artrit için ACR-Kriterleri


Eklemlerin sabah tutukluluğu (süresi: en az bir saat) > altı hafta


Üç veya daha fazla eklem bölgesinde dokunularak hissedilebilir şişlikler > altı hafta


El veya parmak eklemlerinde artrit > altı hafta


Simetrik Artrit (aynı zamanda her iki eklem bölgesinde) > altı hafta


Romatizma düğümü


Kanda romatizma faktörünün bulunması


Tipik röntgen değişiklikleri (eklem yakınında Osteopeni ve/veya erozyon)


Romatoid Artrit teşhisi için bu 7 kriterden en az 4 tanesinin söz konusu olması gerekmektedir.



TEDAVİ:

Bir Romatoid Artrit hastasının tedavisi büyük tecrübe gerektirmektedir, ayrıca romatolog, ortopedist, hasta jimnastikçisi ve bir ergo terapistin disiplinli bir iş birliği içerisinde çalışmaları gerekir. Takip eden tedavi yolları mevcuttur:
İlaçla tedavi
- En kullanışlı temel ilaçlar
- Eklemlere Kortizonlu preparatların enjeksiyonu
- NSAR
- Biyolojikler


Hasta jimnastiği
- Bireysel ve grup jimnastiği
- Kuru terapi ve hareket banyosu


Fizik tedavi
- Sıcak ve Soğuk uygulaması
- Masaj
- Elektro terapi


Ergo terapi ve Rehabilitasyon
- Eklem koruma eğitimi
- Evde, işte ve serbest zamanda, genel olarak günlük hayatta uyum
- Yardımcı madde tedariki


Psikolojik önlemler
- Gevşeme eğitimi
- psikolojik olarak ağrıyı yenme
- Ruhsal destek ve refakat


Cerrahi tedavi (Synovektomi ve rekonstrüktif cerrahi)
- örn. Eklemlerin bozuk durması veya fonksiyon kaybında düzeltici operasyonlar.
- Suni eklem uygulaması


İlaç tedavisi

Romatoid Artrit'in eklem bozucu sürecine engel olmak için sürekli ve yeterli ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Buradaki amaç, eklemlerdeki iltihabı mümkün olduğunca kontrol altında tutmaktır.

Burada vazgeçilemez ilaçlar arasında temel ilaçlar dediğimiz ilaçlar veya disease-modifying antirheumatic drugs (DMARD) dediğimiz ilaçlar önemli bir rol oynamaktadır. Bu ilaçlar hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebilirler. Aktif olan her Romatoid Artrit en az bir veya daha fazla temel ilaçla tedavi edilmelidir.


a) En kullanışlı temel ilaçlar

Methotrexat
Sulfasalazin
Hydroxychloroquin
Chloroquin
Aurothioglukose (enjekte edilebilen altın)
Auranofin (oral altın)
Azathioprin
Cyclosporin A
Leflunomid


Temel ilaçlar arasında yüksek etkisi ve kabul edilebilir yan etkileriyle Methotrexat özel bir yer almaktadı. Methotrexat, esasen daha yüksek dozlarda kullanıldığı kanser tedavisinden gelmektedir. Methotrexat genelde ilk seçilen temel tedavi ilacıdır. Tablet halinde verilebildiği gibi enjeksiyon (kas içine, damara ve subkutan) olarak da verilebilmektedir.

Tüm temel ilaçlar belirli bir sürede etkilerini gösterebilirler. Genelde bu süre 4 hafta (Methotrexat, Leflunomid) ile 6 ay (enjekte edilebilir altın) arasındadır.

Sadece bir temel ilaca yetersiz düzeyde tepki alınıyorsa değişik ilaçlar aralarında kombine edilmelidir. Büyük araştırmalarda tercih edilen bir kombinasyon Methotrexat ile Cyclosporin A veya Hydroxychloroquin plus Sulfasalazin ile olanıdır.


b) Eklemlere Kortizon preperatlarının enjekte edilmesi

Romatoid Artrit tedavisinde diğer bir ana direk olarak kortizonlu preperatlar gösterilebilir. (Glukokortikoidler). İltihaba karşı etkileri çabuk olduğundan hastaların şikayetlerini hızla azaltmaktadır. Düşük dozlu uzun süreli tedavide eklem bozulmasında ki ilerleme yavaşlamaktadır. Ne yazık ki Glukokortikoidlerle yapılan uzun süreli veya yüksek dozlu tedavilerde yan etkiler meydana gelmektedir, örn. Osteporoz.


c) Steroidal olmayan anti romatik (NSAR)

Örneğin Diclofenac ya da Indometacin gibi anti iltihap etkili ağrı kesicilerdir. Ortak eki prensibi olarak Prostaglandin üretimi için gereli olan Cyclooxygenase (COX) enzimini azaltırlar. Ağrı kesici etkileri iyi olduğundan Romatoid Artrit hastalığında kullanımına devam edilmektedir. Sık rastlanan bir yan etki mide ve onikiparmak bağırsağı ülserinin oluşumunu desteklemesidir. Bu durum özellikle ilaçlar Glukokortikoidlerle birlikte alındığında ortaya çıkabilir. NSAR'ın bir diğer sınıfı Cyclooxygenase-2(COX-2)- engelleyicileridir. Bunlar sadece iltihap durumunda meydana gelen Prostaglandin üretimini bloke ederken, mide zarının koruması için gerekli olan Prostaglandini bloke etmezler.


d) Biyolojikler

Romatoid Artrit hastalığında iki sitokin özellikle önemli bir rol oynarlar: İnterlökin - 1 (IL-1) ve tümör nekrose faktörü - alpha (TNF - alpha). Her ikisi de bağışıklık sisteminin hücreleri tarafından üretilir ve salgılanır. Biyolojikler, iltihabı teşvik eden ve iltihabı engelleyen faktörler arasındaki dengesizliği kaldırırlar. Bunlar IL-1 veya TNF-alpha fazlasına karşı etkili olurlar.

_________________
====================================================
...SEVMEK...
Sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım diyebilmektir...
seyfofen...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sağlık Ansiklopedisi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
seyfofen.forumn.org :: (¯`•¸·´¯) Her Telden (¯`·¸•´¯) :: Sağlık-
Buraya geçin: